ÇÖZÜM DİYE SUNULAN SORUNUN KAYNAĞIMI?
Çözüm diye sunulan sorunun kendisi mi? Başlığı ilginç bir başlık oldu.
1999 senesinde 2 büyük deprem yaşadık, Adapazarı ve Bolu merkezli. Aradan 26 yıl geçti. Yaşanan yıkımın sorumlusu diye düşündüğümüzde aklımıza gelen ilk, belki de son isim Veli GÖÇER isimli Yalova da inşaat yapan bir müteahhit. Adamın ismi neredeyse 17 Ağustos depremiyle özdeş hale geldi. Depremin günah keçisi ilan edildi.
Kısa bir süre önce (21.01.2025 gece saatlerinde) Bolu’da Kış Turizmi yapan bir otelde yangın meydana geldi. Yangında 78 kişi yanarak vefat etti. Olay sonrası toplam 14 kişi hakkında göz altı kararı verildi, otel sahibi ile genel müdürün tutuklanmasına karar verildi.
Sosyal medya hesaplarından otelin bir kısmının yandığı, diğer kısmında konaklama faaliyetlerine devam edildiği, önceden rezervasyon yaptıran bir kısım müşterilerin rezervasyon iptal (erteleme) taleplerini ilettiklerinde, bu taleplerinin kabul edilmediği, yine bir tarafta ölü sayısının fazla olması sebebiyle cenazelerin tavuk eti taşıyan soğuk zincir tırlarında bekletildiği esnada, otelin diğer tarafında insanların hiç bir şey olmamış gibi kayak yapmaya devam ettikleri görüntüler pek çoğumuzun malumudur.
Bir başka boyut ise cenazeler otelin önünde dururken bir kısım insanların birbirleri üzerinden siyasi hesap görmeye kalkmaları.
Bu olay psikolojik ve sosyolojik boyutları ile ciddi incelemeye tabi tutulmalı. Hatta Akademik incelemelere dahi konu edilmeli.
Ne oldu da biz dünden güne bu kadar duyarsız hale geldik.
1-Eskiden okullarda Eğitim ve Öğretim vardı. Öğretimi rafa kaldırıp, duygu, empati olmayan, sadece bilgi (ne kadar gerekli bilgi olduğu ayrı bir tartışma konusu) yüklenen bireyler yetişti.
2-Disiplin mefhumu ortadan kaldırıldı. Bu konuyu biraz açmamızın konuyu daha anlaşılır kılacağını düşünüyorum. Her şey eğitimle başlar. 3-5 Çocuğu bir arada bulundurmanın zorluğunu hepimiz biliriz. Okullarda öğretmenler ve okul yöneticileri 100’lerce çocuğu sorunsuz bir şekilde bir arada tutabilmek için yıllardır yapılagelen uygulamalar (pek çoğumuzun çocukluğunda muhatap olduğu tedip/terbiye) sebebiyle soruşturmalara tabi tutuldu. Kendini bilmez veliler bu durumu fırsata dönüştürdü, liyakatsiz yöneticiler en basit şikayetlerde dahi soruşturma izinleri verdi, bu durum etliye ve sütlüye karışmayan öğretmen profilini doğurdu. Disiplin edilmeyen bireyler genç oldu ve cenazelerin yanı başında kayak yapmayı kendilerine hak gördü.
3-Din ve Vicdan mefhumu ortadan kaldırıldı. Eskiden bir çocuk bir yerden para getirdiği zaman anne-babası nereden getirdiğini sorardı. Şimdilerde hem yazılı, hem görsel basın (ayrıca sosyal medya hesapları) organları para kazanılabilecek her yolun mübah olduğu algısını yerleştirdi.
4-İnternet üzerinden oynanan bir kısım oyunlar, bir kısım hesaplar üzerinden çocukların ruhsal ve psikolojik gelişimlerini olumsuz (bir kısmı budizmi vb inanışları masum ve sevimli göstermekte, bir kısmı intihara yönlendirmekte, bir kısmı ise ahlaki olarak sapkınlıklara yönlendirmektedir) etkilemektedir. Bunlar Milli Güvenlik sorunu olup ayrıca istihbarat kurumlarınca da takip edilmeli ve kontrespiyonaj (karşı istihbarat) geliştirilmeli, Aile Bakanlığınca bu konularda özel birimler kurularak etkin bir şekilde çalıştırılmalı) etkin bir şekilde takip edilip, dijital mecrada gerekli önlemler alınmalıdır. .
5-Göçler kontrol altına alınmalı. Ülke içindeki nüfus hareketleri ile ülke dışından gelen yabancı akını kontrol altına alınmalı. Göç hareketlerinin kültürümüzün yok etmesine engel olmalıyız.
6-Köylere dönüşü teşvik eden, şehirleri belli oranda boşaltabilecek, köyleri cazip yaşam alanları haline getirip üretimi teşvik edecek politikalar geliştirilmeli. Köyler eskisi gibi üreten ve toplumu besleyen cazibe alanları haline getirilmeli.
7-4+4+4=12 Yıllık kesintisiz eğitim sistemi sonlandırılmalı. Okullar duygusuz bilgi yüklenen yerler olmaktan çıkartılıp, öğretimin (insani değerlerin yüklendiği) etkin olduğu kurumlara dönüştürülmelidir.
Asıl eğitimin ailede başlayacağı, bu sebeple anne-babaların yeterli bilgi ve donanıma sahip olması gerektiği, Ebeveynlerin yönettiği çocuklardan ziyade, çocukların ebeveynleri yönettiği bir zamanı yaşamaktayız.
Eğer müdahale edilip gerekli önlemler alınmazsa ne yazık ki bir süre sonra Türk toplumu çok uzun olmayan bir süre sonra varlığını yitirecektir.
Yazımızda bizleri değerli fikirleriyle katkı sağlayan arkadaşım H.S.’ye teşekkür ederim.
Kalın Sağlıcakla…
