Türkiye'de İdeolojik Kavram Çatışması

Dr. Fatih İlhan
Dr. Fatih İlhan 17 Nisan 2018 - Bu Makeleyi 972 kişi okudu.

Herkes teknik direktör, herkes politikacıdır güzel ülkemde. Memleketin her köşesinde geçmişten günümüze siyaset konuşulur. Ama bir de kavram karmaşası var ki akıllara zarar. 3-5 ideolojik kelam sözlere zenginlik katar ama kullanımı yerinde midir, tartışılır. Nitekim geçenlerde yapılan bir araştırmada kendini ateist diye tanımlayanların %61’inin Allah’a inandığını şaşkınlıkla karşılamıştık. Oysa benzer bir durum uzun yıllardır siyasi jargonla bize içten içe göz kırpıyor. Çok yakından tanıdığım bir kişinin (X) sözü ile bu yazıyı kaleme almaya karar verdim.

X - Çevreme benim ideolojimi sorduğunuzda alacağınız yanıt Muhafazakâr olduğum yönündedir. Oysa ben “Rasyonalist Neoliberal Sosyal Demokrat” olarak kendimi tanımlıyorum. Kesinlikle Muhafazakâr değilim.

Burada amacım ideolojileri değerlendirmek değil, kavramların kullanımını değerlendirmek diyerek bir girizgâh yapalım. Sizleri de kısa bir süre siyaset gözlüğünüzü çıkararak yazıyı değerlendirmeye davet ediyorum.
Ülke de oy potansiyeli en yüksek 2 partinin ideolojileri ile başlayalım;
1. partimiz Adalet ve Kalkınma Partisi. Bu partinin ideolojisi nedir diye sorduğumuzda aslında kendi tabirleriyle de “Muhafazakâr Demokrat” en yoğun karşılaşacağımız yanıt olacaktır.
2. partimiz Cumhuriyet Halk Partisi. Yine sonuç sabit, herkesin “Sosyal Demokrat” dediğini duyar gibiyim.
Gelelim bu tabirlerin partinin hareketleriyle, izlediği politikayla uyumuna;

Maalesef ülkede Muhafazakârlık ile Dindarlık eşdeğer kabul ediliyor. Lâkin siyaset dili açısından muhafazakârlık çok farklı ve günümüz AK Partisiyle çok da ilgili değil. Muhafazakâr ve Demokrat kavramlarını siyaset literatüründe incelediğimizde farklı sonuçlarla karşılaşıyoruz. Muhafazakâr kavramını basitçe tanımlamak gerekirse mevcut durumu muhafaza etmeyi öngören, yenilikçi karşıtı ideoloji biçimidir. Statükoculuk kavramına yakın olduğunu da ifade edebiliriz. Statükoyu muhafaza etmek gibi. Oysa 2002 seçimlerinden sonrasına bakınca farklı sonuçlarla karşılaşıyoruz. Ana Muhalefet Partisinin (CHP) en büyük eleştirisi sistemi ele geçirmeye yönelik yenilikler peşinde olmasıydı. Hatta yeni anayasa, kürt açılımı, cumhurbaşkanlığı seçimleri ve başkanlık sistemi başlı başına ülke açısından devrim niteliğinde adımlar. Doğrusu yanlışı tartışılır, ki tartışılmalıdır ama statükonun değişimine yönelik adımlar olduğu açık. Bu yeniliklerin hemen hemen tamamına karşı çıkan bir Ana Muhalefet Partisi var. Sırf bu hareketlerden yola çıkarak ülkede Muhafazakâr bir politika izleyen partinin AK Partiden ziyade CHP olduğunu söyleyebiliriz. Muhafazakârlık sistemin türüne ve değiştirilmek istenen yapıya göre iyi ya da kötü olarak kabul edilebilir. Burada AKP ya da CHP’nin izlediği politikayı eleştirmekten ziyade 2002 sonrası izlenen politikaların siyasi jargona göre hangi sınıfa girdiğini belirtmek istiyorum.

Demokrat kısmı ise ülkemde en önemli ideoloji türüdür. Çünkü hemen hemen her kesimin sahiplenmeye çalıştığı bir ideoloji tipi. Ülkenin birbirine karşıt iki partisinin dahi (AKP, CHP) kendilerini tanımlarken Demokrat ifadesini kullanmasından da bunu rahatlıkla görebiliyoruz. Demokrat, adından da anlaşılacağı üzere demokrasi yanlısı diye ifade edilebilir. Demokrasi, halkın kendi kendini yönetmesi gibi klişe bir tabirden ziyade daha gerçekçi bir tabirle konuya giriş yapmak istiyorum. Demokratlık, azınlıkların haklarının korunduğu çoğulculuk olarak tanımlanabilir. Tıpkı Başbakanın diline doladığı “Azınlığın, çoğunluğa tahakkümünün ortadan kaldırılması” diyebiliriz. Nitekim Cumhurbaşkanlığı seçiminin meclisten ziyade halka seçtirilmesi de Demokratlık kavramının son 10 yıldaki en önemli adımı niteliğindedir diyebiliriz. Cumhurbaşkanlığının Cumhur tarafından seçimine muhalefet eden anamuhalefet partisinin ise Cumhurdan çekiniyor olması, demokrasiden korkması anlamına gelebilir. Ayrıca azınlık haklarında bazı kesimlerin taviz diye nitelendirdiği yeniliklerde azınlık haklarının korunduğunun kanıtı. Dolayısıyla AKP’yi demokrat olarak nitelendirebiliriz. Her ne kadar son dönemdeki kızlı erkekli ev tartışmaları ve yolsuzluk sonrası izlenen temel politikalarında demokratlıktan öte bir diktatorya havası görülse de genel itibariyle izlenen politikanın Demokratlıkla örtüştüğü söylenebilir. Dolayısıyla yaygın kanının aksine AKP’yi Demokrat ve CHP’yi de Muhafazakâr olarak tanımlamak çok da yanlış olmayacaktır.

Peki sosyal demokrat nedir? Farklı bir kavram. Öyle ki siyaset bilimciler bile net değil. Kimi sosyal ve demokrat kelimeleri eş zamanlı kullanılamaz derken, kimi ise sosyalizmin diğer adı olarak kabul ediliyor. Hatta sosyalizmi öngören tarihteki bazı ideolojilerin parti isimlerini sosyal demokrat şeklinde ifade ettiğini biliyoruz(Alman Sosyal Demokrat Partisi, 1875). Sosyal demokrasinin, sosyalizmden temel farkını sermaye sınıfını dışlamaması olarak kabul edebiliriz. Nitekim Bolşeviklerin Sovyet Devriminde ihtilalci sosyalistler kendilerini sosyal demokratlardan ayırmak için kendilerini komünist parti diye tanımladıklarını biliyoruz. Sosyal demokratlık daha temel bir ifadeyle “sosyalist liberallik” olarak da algılanabilir. Evet, farklı bir kavram daha ortaya çıktı, “Liberallik” J

Liberallik Türkiye’deki siyasi tarih açısından önemli yere sahiptir. İçeriğini güzel ülkemde %80’inin bilmediği bu ideoloji aslında güzel ülkeme çok tanıdık. Şöyle ki, yoldan çevirdiğiniz kişilere sorsanız Türkiye’nin Atatürk’ten sonraki en beğendiğiniz iktidarlar hangi iktidarlardır diye alacağınız yanıtlar büyük ölçüde Menderes, Özal ve Erdoğan iktidarlarıdır(Özellikle ilk dönemleri). Liberallik kavramının Türkiye’deki karşılığı da yine bu 3 kişiyle özdeşleşmiştir diyebiliriz. İşte bu nedenle Liberallik güzel ülkemin en çok taraf bulan ve en az tanınan ideoloji türü. Öyle ki, Liberal Demokrat Parti diye kapı gibi Liberalliği adına yansıtmış bir parti var ve oy yüzdesi kuruluşundan itibaren hiçbir seçimde %0,41’i geçememiştir. Biraz da ideolojisini ifade edememekten bu halde olduğunu söyleyebiliriz. Ya da AK Partinin dile getirmese de liberal politikaları izlemesi olarak da düşünebilirsiniz.

Peki, nedir bu Liberallik? Kelime anlamı özgürlük olup temelde iktisadi ve siyasi açıdan özgürlüğü hedefler. Farklı bir bakış açıında göre sanayileşmeyi öngören batı tarzı toplumsal ideoloji türü veya sanayi toplumunun ve ekonominin başrolde yer aldığı, bunun yanı sıra otoriteden ziyade sivil özgürlükleri ilke edinen ideoloji olarak tanımlayabiliriz. Hatta Özgürlük Bildirgesi olarak tanınan “Magna Carta Libertatum”, Liberalliğin çıkış noktalarından olarak kabul edilmektedir. Bir de neoliberallik kavramı vardır ki o da olayı daha karmaşık hale getirmemek için basitçe liberallik kavramının gelişmiş modeli diye tanımlanabilir. Türkiye siyasi tarihi incelendiğinde özellikle ekonomik açıdan Liberal yaklaşımları ile Menderes, Özal ve Erdoğan tanınmaktadır diyebiliriz.

Son olarak ülkemizde yer alan bir çıkmazdan bahsedip konuyu sonuçlandıracağım. Şöyle ki, ülkemizde yerel bölge milliyetçiliği (Ulusçuluk, nasyonalistlik) ve sosyalist ideolojisi ile tanınan Barış ve Demokrasi Partisini incelediğimizde iki karşıt görüşü aynı anda barındırdığını görüyoruz. Evet, hem sosyalist hem de nasyonalist. Nedense aklıma Adolf Hitler’in “Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi” geldi. Bir de İtalyan Sosyal Cumhuriyeti’nin Duçe’si Mussolini’n Ulusal Faşist Partisi var ki akıllara zarar. Konuyu burada kesmekte fayda var sanırım J


Bir de güzel ülkemde ideolojik simgeler var ki en büyük çıkmazı da o oluşturuyor. Bu ülkede hem Müslüman, hem Osmanlıyı seven hem de Atatürk’ü seven biri olamazsınız. Hepsi bir siyasi partinin tekelinde. Böyle şey olabilir mi Allah aşkına. Zaten bu tekelleştirmenin sonucu olarak bugün çatışıyoruz. Solcuları dinsiz, dindarı Şeriatçı ve Atatürk düşmanı, Osmanlıcıyı da Osmanlının yönetim anlayışına ters olarak Turancı kabul ediyor ötekileştiriyoruz. Düşünmeden yaygın kanı ile hareket ediyoruz, hem de en çok düşünmesi gereken kişiler olarak. Oysa Malcolm X’in dediği gibi “Ben gerçeğin peşindeyim, kimin söylediği önemli değil. Ben adaletin peşindeyim, kim için veya kime karşı olduğu önemli değil.” diyemiyoruz maalesef. Söz de öyle olsak da özde olamadığımız kesin.

Herşeyden önemlisi ideolojilerin çıkış noktasıdır. Her ideoloji halkın, devletin, milletin daha iyiye doğru hareket etmesini amaçlayan hareketlerdir. Kimi A yolunu, kimi B yolunu, kimi ise C yolunu takip eder ve hedef her zaman aynıdır. O yolun daha hayırlı, faydalı, olumlu katkı yapacağını düşünen farklı ideolojiler var, bu şekilde düşünmeliyiz ve saygı duymayı öğrenmeliyiz. Ben ülkemde genel anlamıyla olumsuzluğunu öngören bir ideoloji olduğuna inanmıyorum, inanmak istemiyorum. Benim düşünceme göre bir yol diğerine göre çok dolambaçlı, çok tuzaklarla dolu olabilir ama her yolun hedefi aynıdır. Nitekim başkasına göre de benim takip ettiğim yolun çok daha zorluklarla dolu olduğu gerçeğini unutmamak gerekiyor. Bizde ise temel mantık senin gibi düşünmeyeni ölümüne eleştirip, eleştirinin ötesinde ötekileştirmek ve devamında şiddete başvurmak. Oysa kendi ideolojisini neden seçtiği veya bir diğer ideolojinin artılarını eksilerini tartışan yok. Yani ideolojiler değil ideolojistler savaşıyor. Hâl böyle olunca dinlemeyen, dediğim dedik tavırlarla (kelimenin tam anlamıyla) mutaassıp oluyoruz. Sağcı, solcu, muhafazakâr, sosyalist, milliyetçi, liberal farketmez, mutaassıp (bağnaz) oluyoruz. Bu sayede dindarlıkla uzaktan yakından ilgisi olmayan mutaassıp (bağnaz) kavramını da dindarlıkla eşdeğer görenlere sinyal göndermiş olup yazımı yine bir söz ile sonlandırmak istiyorum.

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun!