Eğitime Bakış

Muzaffer Kişmiroğlu
Muzaffer Kişmiroğlu 30 Eylül 2015 - Bu Makeleyi 940 kişi okudu.

Yeni bir eğitim-öğretim yılına başladığımız bu ay içinde eğitim sistemimizi mercek altına almak istedim. Eğitimin evrensel , milli ve mahalli olmak üzere üç temel ayağı vardır.Bu ayakların üçünü de bir arada düşünerek yapılandırmazsanız eğitimi topal bırakmış olursunuz.Türkiyeyi yedi bölgeye ayırmanın temel dayanağı bölgeler arasındaki coğrafi özelliklerin doğuduğu sonuçtan kaynaklanmaktadır.Türkiye on iki ayda üç mevsimi de yaşayabilen ilginç bir coğrafyaya sahiptir.Bu coğrafyada aynı tarihte okullaraın eğitim-öğretime başlaması veya tatile girmesi hangi mantıkla izah edilebilir? Hukukta ölü yasa denilen bir tabir vardır. Uygulanması toplumun doğası ile çelişen yasalar böyledir.Vatandaş , iş güç zamanında çocuklarını eğitim- öğretime göndermekte sıkıntılar yaşamaktadır.Türkiye Ankara ya da İstanbul'dan ibaret değildir.Her bölgenin öncelikle eğitim-öğretime başlama ve tatile girme dönemi o bölge komisyonlarınca o bölgenin coğrafi özellikleri dikkate alınarak belirlenmelidir. Toplam öğretim süresi standart olsa da takvimi bölgeye göre belirlenmelidir.Mevcut durum hem öğrencnin ,hem öğretmenin hemde velinin eğitimde konsantrasyonunu olumsuz etkilemektedir.

Eğitimde ikinci bir sıkıntı müfredat konularıdır. Müfredat programlarında birinci öncelik milli değerlerin kavratılıp yaşanmasımnı sağlamak olmalıdır.İlköğretime başlamayan bir öğrencinin dört işlemi yapması , okuma yazmayı öğrenmesi toplumumuzda ayrıcalık ve üstünlük gibi gözükmektedir.Her çocuk , çocukluğunun gereklerini yaşamadan, ailesini, aile fertlerinin özelliklerini kavramadan akademik bilgilerle donatılmaya çalışılmaktadır. Önce aile , sonra çevre , sonra bölge ve nihayet ülke öğretildikten sonra dünya ile tanışmalıdır. Bilişim çağında internet üzerinden ulaşabileceği bilgileri çocukların hafızasına kaydedip öğrencilerin yetenekleri köreltilmemelidir. Ne yazık ki , bunlar eğitim sistemimizde başarı ölçüsü sayılmakta , eğitimde ilerlemek için bunları kriter olarak kullanmaktayız.Bu , öğrencinin enerjisinin kaybı anlamına gelmektedir. Eğitimde bana göre cinayet sayılan kesintisiz sekiz yıl uygulamasını ortadan kaldırıp oluşturulan 4+4+4 sistemi global olarak bakıldığında pedagojik olmakla birlikte içinin doldurulamaması ve eğitim gerçeği ile örtüşmemesi nedeniyle aksak kalmıştır. Eğitim, bir ülkenin can damarıdır.Her iktidarı elinde bulunduran muhaliflerinin aksine olsun diye yeni bir sistem adına nesillerin geleceği ile -dolayısıyla ülkenin geleceği ile- oynamamalıdır.Cumhuriyet döneminde modern eğitim anlayışı iddiası ile ortaya çıktık ama teknolojik anlamda dünya literatüründe adımızı duyuramadık.Türkiye'de yaşayan beyinler eksik mi yaratılmıştır? Demek ki , eğitim sistemimiz köklü bir değişikliğe ihtiyaç duymakta iken biz hangi yarışın peşinde koşuyoruz?

Kanaatimce yapılacak öncelikli çalışma köklü bir değişiklikten geçmektedir. Öncelikle öğrencilerin ilgi alanları zeka türleri objektif olarak belirlenip , o kanala yönlendirme yapılmalıdır. Biz bir ressamla , bir doktoru , bir mühendisi bir psikoloğu , bir edebiyatçıyı , bir mimarı , bir elektrikçiyi , matematikçiyi ... hep aynı sistemin içinde yoğuruyoruz.Sonuçta üstünkörü bilgilerle donattığımızı zannetiğimiz cahiller ordusu yetiştiriyoruz. İnsan beyni sorgulama özelliği taşıyan ve diğer canlılarda bulunmayan ilginç bir özelliğe sahiptir.Her zaman öğrendiği bilginin ne işe yarayacağını da sorgular.Bir ressama türevi öğretmenin , bir doktora şiirdeki kafiyelerin özelliklerini kavratamanın anlamı yoktur.Çünkü , herkesin beyninde ilgi duyduğu alanlar farklıdır. Bir edebiyatçıya solucanın dolaşım sistemi neden öğretilir? Dikkat edilirse Türkiye'de başarılı araştırma özelliği taşıyan ve alanında yeni bir şeyler üreten insanlar hep gelişmiş yurt dışı mülkelerin eğitim çarkından geçmektedir. Artık bunu anlamak için kahin olmak gerekmiyor.

Eğitimde kalitenin arttırılması için sadece mevzuat ve müfredatın değiştirilmesi yeterli değildir. Okulların fiziki özellikleri de ihtiyaca cevap verir niteliğe dönüştürülmelidir. Atelyesi , laboratuvarları spor alanlar ve diğer fiziki mekanları ile ezbercilikten çok araştırma ve uygulamaya yönelik olmalıdır.Bu nedenle özellikle tüm liseler meslek liselerine dönüştürülmelidir.Anadolu ve Fen liselerinin geleceğe yönelik yararlarını da anlayabilmiş değilim. Türkçe'yi iyi öğrenemeden bir başka yabancı dil öğretme mantığı da sorgulanmalıdır.Özetle hangi alanda öğrenim görürse görsün , yaparak yaşayarak öğrenme metodu mutlaka devreye sokulmalı , zeka türüne göre öğrenciler mutlaka sınıflandırılmalı , hafızalara gereksiz bilgi yükleme baskısından nesiller kurtulmalıdır.Bir an önce tüm oklullar meslek liselerine dönüştürülmeli ve öğrencilerin başarabilecekleri alanlarda eğitim görmeleri sağlanmalıdır.

Son olarak ,eğitimin uygulayıcıları olan öğretmenlerin yetiştirlmesinde reel bir politika izlenmelidir. Üniversite sınavında başarılı olup puan tutturan herkes öğretmen olamaz. Çünkü, öğretmen olunmaz, öğretmen doğulur. Konuşmada ve derdini anlatmada sıkıntı yaşayan biri , bildiklerini nasıl aktaracak? Öğretmen bilgi tezgahtarıdır. Bilgisini pazarlama yeteneği olmayanın bu mesleği yapması mümkün değilidir.Elbette öğretmenin özlük hakları yeniden belirlenip , en üst düzeye çıkartılmalıdır. Bizlerin çocuklarımızı yetiştirsişn diye emanet ettiğimiz eğitim ordusu başka geçim kaynakları aramak zorunda kalıyorsa eğitim orada bitmiş demektir.Verdiğimiz vergilerin harcanmasında öncelik eğitim sistemine verilmelidir.

Bütün bu olumsuzluklar içinde başlayacak eğitim - öğretimin ülkemiz milletimiz ve geleceğimiz için hayırlı olmasını temenni eder, eğitimcilere başarılar dilerim.

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun!