Dolar
Euro
Altın
BİST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul °C
İstanbul
°C
°C
°C
°C
°C

93 (1929) Yıllık Tarihi Destan’ı tekrar beraber okuyalım.

BİR GAZİNİN  ANLATTIKLARI Fahri Düzenli Bugün yaşadığımız mutlu günleri borçlu olduğumuz kahraman şehitlerimizle gazilerimizi her an saygıyla hatırlayarak onlara layik evlatlar olmaya  borçlu olduğumuzu  unutmamalıyız.(Bu röpörtaj  1994 yılında  yapıldı.) Dernekpazarı İlçesi Güney Mahallesi ndeki  İstiklal Savaşı gazisi haci  Şaban Özen  i tanıyalım. -Adınız : _ Şaban Özen Babanızın adı: Ali Doğum tarihiniz. 1315 (1899) İstiklal Savaşına katıldınız.  Savaş anılarınızı anlatır mısınız. İlk defa buradan Zalum(Mehmet Alemdaroğlu) Tahiroğlu Mustafa (Mustafa Albayrak ) Hafız İshak (İshak Günaydın ,3 Of a gittiler. Biz direk Rize ye geçtik.  Orada 1-1,5 ay kaldık. Emir geldi. Batum a gideceğiz. Gittik Batum’a Gürcü ateş açtı bize. Rus dedi ona ki” bura senin Türk gelirse vur ona.” Cephane de verdi. Bize yaylım ateş ettiler. Bizde ateşe ateşle cevap verdik. Baktık ki teslim alamayacağız onu makineli ile ateş ettik onlara. Onları teslim aldık. Orada üç gün kaldık. Geri çektiler Rize ye getirdiler bizi. Rize de kasaturaları kestik bilettik ,tüfekleri temizledik. O kadar ki namluya sıgara kâğıdı sokup çıkardık. Kâğıtta en küçük bir kir görünmeyecekti. Aynen öyle temizlettiler bize tüfekleri. Geldi Reşit Paşa baburi (Vapur) aldı bizi getirdi Trabzon a. Olmaya kaçan olur diye baburla götürdüler. Üç gün Trabzon da kaldık .Ordan  baburla doğru  Samsun a. Samsun da ben hasta oldum. Tebdilhava (Hava değişimi ) verdiler. Ben döndüm buraya. Mollahmetoğlu Hasan vardı. O Samsun da öldü. Burda  Ne  Kadar Kaldınız ? . E… Aklımda yok. Oradan ben gelince bizim asker gitti Eskişehir  e. Orda bir vardı oraya amma ben yoktum oraya. Onları bırakalım da ben olduğum yeri anlatayım. Zaten ben de sizin bulunduğunuz yerleri  soruyorum. Ben Afyon Sandıklı cephesine gittim. Tınaz Tepeye gittik. Aydın Ovasına gittik.6 gecede bizi tekrar Sandıklı ya çektiler. Orayı zincir karakolu yaptılar. Altı gecede Aydın Ovasından Tınaz Tepenin altından bir köye gittik. Nereye gittiğimizi bilmiyorduk. Top sesleri duyuyorduk. Harbe gireceğimizi anladık. Altı gece dediniz.  Altı gece gündüz mü yoksa sadece gecemi ? Gündüz yok. Tayyare görür bizi. Gece gittik. Ayağımızda çarık kalmadı Yiyecek yok. Paran olsa bile paran işlemez. Bize üçer günlük tayin vermişlerdi. O da bitti. Sırtımızda don gömlek yok. Sandıklı ya gelince bize yedi tane zeytinle üç tane  peksimet verdiler. Destana konu oldu. “Ankara  dan bindik trene Üç peksimet verdiler her bir  nefere.” Altı gecede gittik. Tınaz Tepe’nin altına yattık. Aşağı yukarı taşıdılar bizi. Götürdüler bizi buradan Fotinos Köprüsüne kadar(Örnek verdiği alan5- 6 km.lik bir yol) Oradan götürdüler Visir altına((4-5 km. lik bir alanı kastediyordu.)Gece boyunca o yana bu yana götürdüler bizi. Önümüzde 15. Fırka savaşıyordu. Silah seslerini duyuyordunuz değil mi? He ya. O tınaz Tepe denilen yer yüksek bir tepedir. Biz böyle gidiyoruz.(Sürüne sürüne gösterdi ) Makasla tel örgüleri keseceğiz. Saat nasıl çalarsa makas öyle zırlıyor. Bi mümkün içeri giremedik. Olmadı. Onun attığı mermi bize tesir etmiyor. Çünkü biz çukurdayız. Amma orda dur ne işe yarar. İlerleyemiyorsunuz öyle mi? HE YA ORDA KALDIK. Fevzi Çakmak geldi. Orda oturdu. TOPÇULARA EMİR VERDİ. Tel örgüsüne..Piyadeyi bizi hücuma kaldırdı. Makasla keseceksin dedi, tel zırlıyor. Ses çıkarıyor. Başka çare yok. 18 kat tel. Direkleri de hep demir. Ayağa kalksan veriyor sana bombayı. Topçuların ateşi ile bizim hucumu  gören Fevzi Çakmak secdeye yattı. Allah rahmet eylesin. Haburdan (alnını göstererek) öperdi bizi.  Tepeyi aldık. Kimi potin, kimi çeket  almaya gitti. Orda geberttik ya gâvurları onların çeket potinini alacaktık. Büyük Bayram( Kondu Mahallesinden Bayram Büyük ) peşinde 30 kişi ile hiçbir yere bakmadan gittiler. Birinci mevziyi bozdu. İkinci mevziyi de bozdu. Üçüncü mevziye koymadılar onları. Topun altına ancak gidebildiler. Düşman çevirdi bize topu. Ama ne top 22,5 luk mermi 25 mermi bir anda patlıyor. Dumana kattı bizi. Eğer Büyük Bayramla o 30 kişi gitmese topun altına  yani  Fırkadan hiçbir tane kalacak değildik. Tınaz Tepeyi aldık. Geçtik Dumlupınar a. Bizim 9, kolordu istihbarata çekildi. Öbür kolordu savaşa girdi. Dumlupınar Harbine girduk. Bir yerden geçecek çare yok. Makinali, top, piyade döğeyu bizi. Kaldırdılar bizi hucuma. Manga manga siçrama. Marş marş. Bir manga kalkar. Öbürü ateş açar. Biraz gider, yatar. Öbürü siçrar  Neticede baktuk  çare yok. Tüfekleri alduk kucağumuza yuvarlana yuvarlana oraya induk. Demir yolunu mevzi alduk. -Demir yoluna kadar mı yuvarlandınız ? - Evet orada çevirdik düşmana silahı. Gece halinde orayida teslim alduk. 11. Alay la 7. Alay ateşdeydi. 8. Alayla 15. Fırka ileri geçti. Bizi                       geri çektiler. Uykulu iduk. Silah çattuk. Gece saat üçte ateş kesildi. Gece devriyemuzi  )Nöbetçiyi) nasil ettiyse çaldı. -Parolayi mi devriyeyimi ? -Devriyeyi aldı. Ondan da parolayi. Ahmet,Mehmet konuşa konuşa geluyu. -Türkçe konuşuyor öyle mi ? -Anlamayalım diye Ahmet, Mehmet diye diye geldi. Tüfek nöbetçileri “PAROLA” deyince “YILDIZ” diye doğru cevap verdi. Tüfek nöbetçilerini da öldürdü. 18. alayı süngüledi. Biz silah başı yaptuk. İki taraftan ateş başladı. Hem Yunan hem biz. Biz kalduk iki ateş arasına. İşte o zaman Binbaşı Ali Nihat  Bey helalaştı bizumle. Kurbağa yürüyüşü ile harekete geçtuk. Ayağa kalkamazsun vurur seni. Öylece 18. Alayi süngülediği yere gittuk. Kan orada göllemişti. Yüzümüz, gözümüz, her yerumuz kan olmişti.  Geçtuk az ileri bir çukur yer bulduk. Oraya sinduk Bu arada iki taraftan da ateş sustı. Biz orada öyle yatarken ayak şamataları duyduk. Arz telefonu verduk (Haber verdiler) Öyle karanluk ki göz gözi görmeyur. Fakat gavurun var maytapi oni atayur. İğne olsa yerde görinur. Sallansan anlar asker var orda. Haman teyyareyi geturur. Bizum arz telefonina cevap gelmedi. Düşman  Türkçe konuşa konuşa  geldi. Arada  yunanca konuştular.  Birincioğli Muhammet vardi Zenodan. Birde Paçanli Mustafa. Onlar Yunan a esir düşmişti. Anlaturlerdi. Esirleri öldürüyorlar. Öldürmediklerini de buruyor( Yumurtalıklarını ezerek erkeklikten düşürmek-kısırlaştırmak) onları da buracaklardı. Onlar Rumaca  konuşarak “ “Bizi ne istersunuz. Bizda sizdenuk” dediler. Yunan onlara -“ öyleyse neden sünnetlisunuz” dedi. -“Osmanlı bizi zorla yaptı” cevabını verince kurtuldular. Ve orada epey yunanca öğrendiler. Gelen düşman o arada yunanca konuşunca Muhammet ile Mustafa Yunancayı anladiler. -Mustafa ; “Muhammet ne yapalum yüzbaşı emir vermedi.” Muhammet de “ E Mustafa eğo (ben) esişiro to tetik (Ben çekeyurum tetiği )” diyerek ateş etti. Zaten bir mermi patlaması yetti. Sabaha kadar çalakalem ateş devam etti. Sabah şafak sökerken ateş kesildi. Kalktuk baktuk  önümüzde, odun yararda yarmaları  atarsun yığılurler ya  aynen öyle  düşman ölüsü yığılı. Parolayi almişti ya manga koli, rahat rahat geluyudi, İnduk karargâha baktuk ki karavana pişmiş. Birşeyler alduk yeduk. Kaşuk yok. Ellerle ne kadar yeyebilursan okadar. Ondan sonra elbise giymeye gittuk. Komutan “ Böyle kanlı gideceğuk alay komutaninun yanına “ dedi. Onlarda kanlı onlarda hep kan, öyle döndük geleceğuk komutanun yanına. İki asker arasına kalduğumuz zaman ateş açtı bize bizum asker. Onlar bizden kümeni (Umutu) kesmişti.” Üçüncü Kafkas Fırkası gitti” dediler. Yunan diye bize ateş açtılar. Tak filemayi kaldurup da Türk olduğumuzi anlatana kadar 8 şehit verduk. Gittuk Fevzi Çakmak un yanına. Bizi görüce ağladı ve alnumuzdan öptü hepumuzi  Ertesi gün geturtiler bizi bir tepeye. Baş siperi yapun dediler. -Bu arada hiç dinlenmediniz mi ? - Yok. Baş siperi yaptuk duruyuruk.. onları göreyuruk amma ateş edemeyuruk. Emir yok. Topçular aldı ondan(Yunan dan) kalan 22,5 luk topu. Verdiler ona ateşi. Dumana katiler oni. Biz bakup haykırduk (Sevinç naraları.) Oradan geçtik Keçili Köye. Düşman o kadar bağırırdı ki “Kemal Paşa … teslim….Kemal  Paşa !! Teslim….” Bizde cevap olarak haykırırdık. Köyü yaktı geçti köyün başına. Silah çattı yattı. Biz 3. Kafkas Fırkası nı kumandan gece kaldırdı. Yaklaşık 20 km. yürüdük. Emir verdi. Baş siperi yaptık. Çalı kırun dediler. Makinali gelecek.sessiz olun.  Nöbetçiler duymasun emirleri verildi. Yunan askeri de silah başı yaptı. Bizde emirsuz ateş açtuk. Komutanun :”Ateş kes.” Emri de dinlenmedi. Girduk Yunanun içine 4 saat  iç içe savaştuk.  Sabaha ancak iki üç saat kaldı. Sabah açtı induk köye. Orda bir dere vardı üç gün boyunca kan aktı. Bir kolordu asker orada yok oldi. -Bizim mi Yunan ın mi ? -Yunan ın. O silah başı yapana kadar biz ateş açtuk ya. Emirsuz ateş açmasaydık silahını alacak bizi vuracaktı. Tam önündeydik.  Orada 29 Paşasını, bir kadın ve kolordu komutanını teslim alduk. Muhafız askerleri 750 kişi. Hep atlı. Kalanı hep orada kırıldı. O savaşta gece gündüz üç gün harbettuk. Ordan geçtuk Alaşehir  e. Oradan Manisa  ya. Manisa da bize iki saat istirahat verdiler. 24 saatte iki saat kuşluk vakti. İki saat akşam üstü. Diğer 20 saati gece gündüz yürüyüp düşman kovalıyorduk. O trenle kaçıyor, biz peşinden yürüyerek kovalıyoruz. Sırtımızda cephane. Holalı Ömer Günaydın la şehre gittuk. Yiyecek bir şeyler bulurmuyuz diye. Yanmış enkaz içinde biraz kuru üzüm toplayabilduk. Ömer  üst taraftaki yanmış köyü göstererek “Oraya gidelim” dedi. Ya asker “Bir şey olmaz.” Dedi Gittik oraya baktuk bir şey yok Kimseler yok. Bir ihtiyar gördum. Bağırdum   İhtiyar gel. O korktu ne gelebildi ne de içeri girebildi. Biz Türk askeriyiz. Korkma dedim. Hemen içeri bağırdı. “Fatma gel bak Türk askeri geldi.” İhtiyar bir kadın çıktı içerden. Onlar öyle ağladı ki anlatılamaz.. Parayla biraz ekmek verun bize deduk. “ Yok nereden verelum.” Dediler. Sonra arayıp böyle (Elini göstererek () biraz ekmek verdiler.. Cami un dolidur dediler. Gittuk. Bir çuvalı yırtarak yan çantalarımıza biraz koyup geri döndük. Yüzbaşı gördü bizi. “ Nerde idiniz “ diye sordu. Şehre gittuk. “Bir şey bukabildiniz mi ?” dedi. Yok . aldığımız ekmekten bir parça verduk ona. Sanki dünyaları bağışladuk ona. Caminun  içinun un doli olduğunu da deduk. Hemen mekareleri (Yük katırları) gönderup un aldurdiler. Rahmetli Büyük Bayram unları yoğurdu yaptı çörek. Aşçi da ısıttı suyu unu  vurdu ona. Oraya yaptılar yemek. Tuz yok. Yağ yok. Anla bir saatte  su ısınıp yemek  hazırla nur mi ? Koca bir orduya. Karnumuzi biraz kandurduk işte Ordan geçtuk Menemen e ayağumuzda çaruk kalmadı. Tınaz Tepe de yalınayak savaşurken  ayağumuza batan kevenler canumuzi açıtuyu. İki ayda ayaklarumuzdan çıkmadiler. Çıkanlar da deri soyilup deri ile çıkayudi. Ne ararsun. Bu acılara dayanamıyan asker kendi kendini vuruyor. Mapavrili (Riz Çayeli ) babayiğit bir delikanlı çenesi altından ayağı ile tetiği çekerek kendini vurdi. Birisi de ayağını vurup dağıttı. Yürümemesi içun. Sen ben da yapmayalum diye  arabaya  bağlayup sürüklediler oni. Savaşmayı çoktan araduk. Böyle yürüye yürüye İzmir e induk. Biz yüksek bir yerde iduk. Urum, Ermeni bir yandan kaçıyor, bir yandan da ateş açıyor bize. Yüksekte olduğumuz için bize bişe   Hepumuze makineli vermişlerdi. Alay Komutanı emir verdi: “Deniz yapılarına ateş edun.” Bölüklerumuz 20-30 kişi kalmışti Kimi vuruldı. Kimi öldü. Kimininin ayağı yürümekten  Yara oldı. -Yani önceden yapılan hesap tutmadı. Yüzbin kişi ile İzmir  e inemediniz. Yok. Ne gezer. Ordan denize sabaha kadar ateş açtuk. Öğleyin denizun üstü yan yatan motorlarla ve insanlarla kapandı. Su görünmüyordu. Gene de teslim alamaduk . İzmir’i .Gece kışlalardaki cephanelerini ateşleduk İzmir in bir kısmını böylece biz yaktuk. Urum Ermeni artuk teslim oldı. Akşama yakın 15. Fırka geldi. Bizi istirahata  aldıler. Kaldırdılar Menemen e İki ay Menemen de kalduk. Ayvalık  a gittuk. Savaş kazanmanun sevinciyle marş diye diye. Birde baktuk ki yolumuza halı serilmiş.  Oranın  Rumları bizi selamlıyor törenle karşıladıler  bizi . -        Daha önceki sohbetlerimizden aklımda kalan üç noktayı  unututnuz galiba. Uçaklardan kağıtlar atılmıştı. Ankara  tabakhane, Konya Kasaphane. 3 Memlekete düşersem yal yeyeceğim. Ha .. Evet.. Şimdi o Aydın Ovasındaydık Döt tayyare geldi dökti kağıtları. “ Ey Türk akluni başuna çek.  Akara tabakhane, Konya kasaphane. Her Türk içun 15 mermi hazır ettuk. Fişeğun hesabıni alamadum.” Öyle da idi. Dediği gibi idi. Bizumkilerda uçurdi bi tayyare. Geldi ki mevzi arasına düşürdiler oni biz şarkıya alduk oni Ankara dan uçan kuşlar Aydın Ovası nda kışlar. Aydın Ovasına düşürdüler oni ya. Onun içun. Yal ( İneklere verilen su, kabak, un yeşillik ve benzeri maddeleri içeren karışım ) Yiyecek bir şeyimiz yoktu. Çok açlıklar çektum. Eğer sağ kalur da memlekete düşersam bir kazan yal yeyeceğum dedum. Gelince yedum oni. -Siz hiç yara aldınız mi ? -Sıyırma çok mermi geçti. Yalnız bir şarapnel parçası kayış aynamın üzerine vurdu. Göbeğimi yaraladı ama bana bir şey olmadı.  Bir mermi de kasaturamın kılıfını parçaladı aldı. Yağmur, doli nasıl yağarsa öyle yağardı mermiler üstümüze. Ama Allah kayırdı. Geldi bir bomba Fotinos tan(Çaykara Kabataş Köyü ) Cinci Ahmet in sırtı ile çantası arasına girdi. Fışlıyor. Kaçtık öte beri ki patlayıp bize vurmasın. -        Kimse alıp atamadı mı onu ? -Nasıl atacaksın az kalksan vurulursun. Allah dan patlamadı da o da kurtuldu. “Eykidi uşaklar gözünüzün önünde ölüyordum da sizde kaçıyordunuz” dedi. Amma  o da başka çare olmadığını  biliyordu. -Şimdi bir arzun var mi ? - Evet savaştığım yerleri gidip görebilmek. Oraları gezmektir. - O da olur inşallah. Çok teşekkür ederim. Sağolun. Gazi Haci Şaban Özen in zaman zaman dinlediğim savaş anılarını yazılı metne dönüştürmekte çok geç kalmıştım. Yaşlandıkça anılarının birçoğunu unuttuğunu, bazıları arasında da kopukluklar olduğunu hissettim. Ağır duyduğu için de bazı sorularımı anlayıp cevaplayamadı. Kendisini de fazla yormak istemedim.  Bu konuşmalar bir teyp kasetiyle  kayıt altına alındı.  1999   Yılın da hakkın rahmetine kavuşan  Tarihimizin canlı belgesinden daha fazla yararlanamadığımdan, Cenaze törenini de  tüm gayretlerime rağmen bir gaziye layık bir şekilde gerçekleştiremediğimizden hala  eziklik duymaktayım.  Bu söyleşi Dernekpazarı Köyleri Kültür ve Yardımlaşma Vakfı nın çıkardığı dergilerde yayınlanmıştır. Ancak okuma veya saklama imkanı bulamayanlar için sitede  de yayınlanarak bu ülkenin  kolay kazanılmadığının bilinmesini istedim. Tüm Şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmetle anıyorum. Not: Metin, kullandığı kelimeler değiştirilmeden aslına uygun olarak aynen yazıldı. -
A+
A-
10 Eylül 2022 16:25
678

2008 de 80 Yıllık Tarihi Destan Gün Yüzüne Çıkarılmıştı.

Sel önüne geleni sürükler götürür.

6 Temmuz 1929 yılında Trabzon’un Of, Çaykara ve Sürmene ilçelerinde etkili olan sel felaketi ile ilgili olarak Mahmut Kemal Poyraz (1912-1988) tarafından 17 yaşındayken yazılan ve yöredeki yaşlıların bir çoğu tarafından ezbere bilinen 125 kıtalık “Of Felaketi Destanı” adlı şiir, torunu Fatih Poyraz tarafından latin harflerine dönüştürülerek gün yüzüne çıkarıldı.

Oğlu Mahmut Poyraz tarafından tashihi gerçekleştirilen Of Felaketi Destanı, 1929 yılında gerçekleşen ve yörenin fiziki, sosyal ve psikolojik yapısında oldukça etkili olmuş tabii afetle ilgili tarihi detayları içeriyor.

MAHMUT KEMAL POYRAZ KİMDİR?

1912 yılında Trabzon’un Çaykara İlçesine bağlı Akdoğan Köyünde doğdu. Annesi Hatice Hanım, Babası Süleymaniye Medreselerinde eğitim görmüş müderris Ömer Dursun Efendi’dir. İlk dini bilgilerini ve hafızlık eğitimini babasından aldı. Yörenin meşhur alimlerinden Salih Bilgin Efendi’den Arapça ve İslami ilimler okumaya başladı. Tahsilini Tayyip Zühdü Efendi’den ikmal edip 1937 yılında arkadaşı Hasan Rami Efendi ile birlikte icazet aldı.40 yıl süreyle ülkenin çeşitli bölgelerinde fahri imam, Trabzon merkez vaizi, Yeni Cuma Camii İmamı, Trabzon İmam Hatip Okulu öğretmeni olarak görev yaptı. Ayşe Hanım’la evli ve 7 çocuk babası olan Mahmut Kemal Poyraz 10 Ekim 1988 yılında Çaykara’da vefat etti.

Of kazamızın felaketi ilhamlarından….

Küçük bir hikayesi olmak istedi

Mahmut Kemal Of/Hopşera

Of Felaketi Destanı

Dokuzyüzyirmidokuzda
Pazar gününde, temmuzda
Saat yedide, gündüzde
Büyük bir afet olmuştur

Kabil değildir temsili
Görülmemiştir hiç misli
Yerler, dağlar oldu sisli
Hava çok vahim olmuştur

Hiç görmeyenler inanır
Elli saat yağdı yağmur
Hep yerleri etti çamur
Birdenbire sel olmuştur

Halk çok bunaldı şöyle ki
Bırakıp hem kaçar ola ki
Candan aziz bir şey yok ki
Bu söz akıla gelmiştir

Ne kadar şiddetli afat
Devam etti elli saat
Millette kalmadı neşat
Can korkusu sezilmiştir

Yekün millet hayret oldu
Hepsinin benizi soldu
Bu ne müthiş seller oldu
Nuh tufanı ad almıştır

Bakıyorlar bu afeti
Düşünürler felaketi
Anladılar kıyameti
Hiç şüphesi yok koymuştur

Bizim Of’un memleketi
Görmedi böyle afeti
Büyük belaya uğradı
Büsbütün harap olmuştur

Neden oldu acep neden?
Su kaynadı yerden gökten
Birikti su her bir yerden
Her yerde ırmak olmuştur

Sular ne kadar çoğaldı
İnsanlar bundan bunaldı
Kimi evi sade kaldı
Arazisi mahvolmuştur

Bakımsız yerin dibinden
Hem taşlıkların içinden
Su çıktı gayet derinden
Deryalar gibi akmıştır

Yollar bile ırmak oldu
Dereye müşabih oldu
Bahçeler de mahzen oldu
Hep mahsulat mahvolmuştur

Çapa kürek ele almak
Mümkün değil ev kayırmak
Öte beri su dağıtmak
Gayet tehlike olmuştur

Titrer sızlar vücudumuz
Geldi ecel hududumuz
Yoktur canda umudumuz
Salavat çok okunmuştur

Kimi aldı beşiğini
Kimi ağlar çocuğunu
Şaşırır yapacağını
Güya bir yola kopmuştur

Millet bunu çok halleşti
Birbiriyle çok ağlaştı
Kimisi de helalleşti
İşte ecel yanaşmıştır

Of kazası oldu harap
Oldu sebeb nedir acep
Böyle büyük bir ızdırap
Asırlarca görmemiştir

Caiz olur yazılması
Matbaaya basılması
Büyük bir tarih olması
Çok münasip görülmüştür

Açtı yürek yarasını
Kadahor nahiyesini
Bıraktı tek camisini
Başka dükkan kalmamıştır

Nahiyenin yıkılması
Yıkılıp harap olması
Bilinmez çaylık olması
Hep milleti ağlatmıştır

Güzel bir mevkide iken
Güzel bir düzende iken
Hep dillerde söylenirken
Mahvolup viran olmuştur

Çarşıların alasıydı
Hem ülkenin aynasıydı
Nolaydı yıkılmasaydı
Böyle ziyan görmemiştir

Gitti dükkanlardan mallar
Güzel Singer makineler
Şavrol(e) kamyon (o)tomobiller
Dereliğe bend olmuştur

Bir güzel kasaba Hadi
Kadahordan evvel battı
Her biri birer top attı
Göğe karşı görülmüştür

Bakmıyorsunuz vadiye
Elveda gidiyor diye
En sonunda belediye
Sancak ile yol almıştır

Çalındı güzel borular
Gitti dereden köprüler
Yıkılıp kesildi yollar
Herkes yerinde kalmıştır

Kimi karşı kimi beri
Yakıyor göz alevleri
Sel olup akan yerleri
Ağlayarak bakmışlardır

Her bir kalpte hissedildi
Dünya direği kırıldı
Hem yıkılıyor denildi
İşte nişan görülmüştür

Nice çok ziyanlar oldu
Nice canlar zayi oldu
Düştü sele gaip oldu
Halkı meydanda kalmıştır

Eyidür böyle eymiş ise
İman ile ölmüş ise
Makamını görmüş ise
Sağlığını aldamıştır

Millet küstü bu ülkeden
Kurtulamaz tehlikeden
Kimi de çıkmıştır önden
Hicrete mecbur kalmıştır

Zavallılar ne yapacak?
Hangi tarafa kopacak?
Korkar evi sel olacak
Şüphe içinde kalmıştır

Hesap olmaz ziyanatı
Haddi yoktur hasaratı
Bu rahmetin beşaratı
Azaba tahvil olmuştur

Kimiler gıdasız kaldı
Kimiler tarlasız kaldı
Kimiler iskansız kaldı
İdareyi şaşırmıştır

Şurayı hesap etmedik
Sele kapılıp gitmedik
Tanışlardan gitti gördük
Haber çok fena gelmiştir

Nihayetsiz şükür olsun
Bu belamız geçmiş olsun
Mevlamız inayet etsin
Dileğimiz bu olmuştur

Of’a gelmez oldu doğan
Of’ta oldu büyük tufan
Göğe çıktı ah-u figan
Arşa bile dayanmıştır

Zeno köyü oldu taşlık
Çoğa varmaz olur çaylık
Selin boyu bin metrelik
Uzaktan tahmin olmuştur

Aktı gündüz güya düzdü
Gece dereyi duruttu
Yekün milleti korkuttu
Büyük gürültü yaymıştır

Van’ın gölü gibi oldu
Altı saat aktı doldu
Tamam yarı gece oldu
Deniz haline gelmiştir

Zeno köyü mevzuumuz
Biliyoruz mesmuumuz
Yalan değil bu sözümüz
Nüfusu az, azalmıştır

Mesafesi bize uzak
Bir gün güzel hava berrak
Zeno bendi idi patlak
Gündüz dokuzda akmıştır

Zeno’nun seli ne müthiş
Emsali hiç görülmemiş
Hakikati öyle imiş
Hasarata uğramıştır

İlk defa bir duman çıktı
Gürlemesi göğe gitti
İnsanları dağa kaçtı
Başka çare bulmamıştır

Çok evleri gitti sele
Tehlikeli zede ile
Baki kalan evler bile
Üst taraftan patlamıştır

Şimdi arttı melaleti
Hayran kalmıştır milleti
Acep ne günah işledi
İnkisara uğramıştır

Zeno Zeno nasıl oldun
Birden bire tebdil oldun
Şenlik iken insiz oldun
Her yerin viran olmuştur

Dumanlardan ateş gibi
Gürlemiştir gökler gibi
Zeno senin camin gibi
Güzel cami olmamıştır

Zenodan sel akmasaydı
Yüreğe gam salmasaydı
Camisi yıkılmasaydı
Millet onu ağlamıştır

Zayi oldu binbeşyüz can
Holo Fotinos Zenodan
En fazlası Zisinodan
Sele katılıp gitmiştir

Yekün millet çok havf etti
Bu işlere esef etti
Su, malını telef etti
Buna taaccüb etmiştir

Bu ülke ilim yeri idi
Hem ulema mevkiiydi
İnsanların azmasaydı
Belalara uğramıştır

Haddi aştı acziyeti
Bıraktılar ma’siyeti
Bu memleketin milleti
İbadetgaha dolmuştur

Felaketten millet korktu
Allahını tasdik etti
Resulünü tasdik etti
Dünyadan ümit kesmiştir

Bu memleketteki azab
Acep ne şey oldu sebep
Ma’siyet mi idi sebep
Belaya düçar olmuştur

İşte bunlardır ma’siyet
Daha anlamadı millet
Etmiştir küfran-ı nimet
Şükür eda etmemiştir

Beklemezdik bu sırayı
Hep ağniya fukarayı
Haksız alışlar parayı
Bu Halika güç gitmiştir.

Ne kadar tebdil oldun Of,
Hiç daha söylemezsin of
Harabattın, mahvoldun Of
Her köşen harap olmuştur

Millet hiç almadı örnek
Yetmedi yediği değnek
Yalan değil herhal gerçek
Fiiline pişman olmuştur

Hiç kimse hisse almadı
Bu belayı hiç saymadı
Hiç mütenebbih olmadı

Helake layık olmuştur
Ya Rab! Affeyle sen bizi!
Mücazat eyleme bizi!
Mağfiret et zenbimizi

Günahımız çoğalmıştır
Ya Rab! Asi kullarınız
Mücrim hem kara yüzlüyüz
Affet bizi yalvarırız

Lütfuna ümit kalmıştır
Koca Zisino bütün mahvoldu
Nice nüfusu anzısın öldü
Dersem yalandır biri kurtuldu

Bir nefes bile alamamıştır
Halas çaresi duaya gitti
Güya limana dağlara çıktı
Aşk ile millet hep amin etti

Zavallı millet kurtulmamıştır
Pazar ertesi günü gün tuluunda
Kaçıyor millet can telaşında
Dağ geldi birden millet altında

Ağlar dikili maşat olmuştur
Hiç görülmedi bu afet nasıl
Beşyüz nüfusu gitti velhasıl
Canı kurtarmak olur mu kabil

Zisino halkı çoğu gitmiştir
Nice kimseler biçare kaldı
Yüreklerini mihnete saldı
Güzel haneler sele katıldı

Tarla, dereler dümdüz olmuştur
Visir köyünün gitti köprüsü
Bir yola koptu millet ordusu
Herkes kalbinde bu can korkusu

Kimi yüklenmez köyden kaçmıştır
Visir köyünde oldu çok ziyan
Haneler gitti içinde çok can
Gitmiş kaldı vücutta bir can

Tarla, evleri harap olmuştur
Paçana merbut Mimilos köyü
Aktı yarısı kesti dereyi
Ziyana kaldı evet epeyi

Küçük ziyanlar unutulmuştur
Yanlış değil malum sayısı
Sele katıldı dokuz nüfusu
Mimilos köyü gitti hülasa

Hanelerinin azı kalmıştır
Bir güzel hava gürültü yaptı
Hem birden bire yarıldı aktı
Korkudan millet karşıya baktı

Görür Mimilos sele gitmiştir
Mimilos selinden akamaz dere
Oldu bir deniz sanki Marmara
Patlayış geldi birden evlere

Elveda köyüm deyip kopmuştur
Mimilos Köyü mevkii taşlı
Evsiz kalanlar gözleri yaşlı
Kimisi yoksul kimisi aşlı

Bu nasıl bela görülmemiştir
Mübarek yağmur yeri gevşetti
Şinek köyünden kırk bir ev battı
Güzel evleri çamura kattı

Hem daha başka neler olmuştur
Şinek’ten biri şaşırdı baştan
Canı gidiyor geçmez eşyadan
Girmiş evine biraz sonradan

Evi içinde sele gitmiştir
Çok tehlikede kalmıştır Şinek
Ahalisinde kalmadı yürek
Dağdan başladı her yeri gevşek

Hep insanları dağa kaçmıştır
Zavallı rençber neyi düşünsün
Tarlayı yoksa neyi acısın?
Akıl başta yok neyi düşünsün?

Mahzunlayarak şöyle demiştir
Allahım! Hıfz eyle cemi ülkeyi
Sen takviye eyle bu tehlikeyi
Sen kaldır bizden bu ihafeyi

Masum kulların çok yalvarmıştır
Allahım! Her şey sana malumdur
Def et belayı bizi sevindir
Kullar lütfuna ümit ediyor

Büyüksün Allah! Rica olmuştur.
Şur’un karyesi esas zedeli
Şimdi durur mu akacak seli
Akar olduğu ederdi belli

Otuz hanesi aktı mahvoldu
Şur’un seğmenos mahallesinden
Koptu büyük sel arazisinden
Hep millet korktu hışıltısından

Dediler işte kıyamet oldu
Çok ağlıyorlar gitti köyleri
Sele gitmedi hiç kimseleri
Sayıya gelmez büyük selleri

Velhasıl Şur’da çok ziyan oldu
Yazıklar olsun evi gidene
Hep yekün varlığı sele gidene
Ne mutlu olsun mü’min olana

İmanla ölüm aranılmıştır
Bu ne korkulu zamana geldik
Keşke dünyaya gelmez olaydık
Çok laf olmasın candan usandık

Böyle diyerek millet ağladı
Ey Allahımız! Ver bir kolaylık
Millet çekmesin susuzluk,açlık
Aksilik bu ya! Tükendi harçlık

Çok kimseler var, imkansız kaldı
Ne yapsın fakir fukaralıktan
Bir şey kalmadı koca varlıktan
Kimine kaldı kuyruk Balıktan

Bu da herkese nasip olmadı
Sözümüz olmasın günah
İnayet eyle ya ilah
Hep kulların ediyor ah!

Fiilimiz mucip olmuştur
Holo köyünden haberler gelmiş
Havaşosunda çok evler akmış
Bu da çok acı, can zayi olmuş

Millette sabır karar kalmadı
Gördüm acıdım Fot Mahalleyi
Acısın yenmiş, ev saireyi
Büyük sel yıktı ev daireyi

İşte Hololar aynasız kaldı
Elbet hasarat her yerde oldu
İlla Holoda çok fazla oldu
Bazı anneler oğulsuz kaldı

Daim işleri ağlamak oldu
Hopşera köyünden on hane gitmiş
Hep yerlerini baştan seyretmiş
Mahsulatını bütün mahvetmiş

Müthiş manzara şeklini aldı
Kociyo halkı garip ağlamış
Mahalleleri bütün sallanmış
Karye üstünde dağdan başlamış

Herkes evinden firari oldu
Kimileri kaçtı liman arıyor
Can kurtarmaya çare arıyor
Kimi evinden ayrılamıyor

Bir şey yok diye teselli aldı
Kaçtı yükseğe mahalleliler
Yolda yoruldu o zavallılar
Yağmur kesecek göğe bakarlar

Hiçbir çare yok umutla kaldı
Kimi evinde rahat edemez
Hiçbir tarafa yol yok gidemez
Nerede mahalle bakar göremez

Akşam mıdır bu? Karanlık kaldı
Kucunga bile patladı çoğu
Tehlikededir yarı buçuğu
Kaçtılar köyden küçük büyüğü

İskana kabil hali kalmadı
Korktu milleti yola koptular
Çıktılar dağa çadır kurdular
Beş altı gece dağda yattılar

İşte bu gibi sefalet oldu
Böyle çok yağmur görmedi millet
Üç gün devamlı yağmıştır dehşet
Kışta olmadı şükran-ı minnet

Bu da ikbaldir.Baharda oldu
Her daim hüdaya şükürler olsun
Hevalar uydu senalar olsun
Et bize imdat! Allah büyüksün!

İşine kullar hayrette kaldı
Büyük sel oldu bozan havada
Millet ateşsiz yandı tavada
Kimi kaçıyor kimi kehanda

Bazı serseri tarlaya daldı
Dünyaya haris olanlar çoktur
Ahiret vardır düşünen yoktur
Fani dünyada rahatlık yoktur

Ahir zamanda vefa kalmadı
İşte bu dünya yıkılmaktadır
Fani olduğu anlaşılmaktadır
Yerler oynuyor hem batmaktadır

Kıyamet budur şehir kalmadı
Ey azizlerim! Sözüme bakın
Tanrı emrini terk etmen sakın!
Bakınız ya hu! Kıyamet yakın

Üç kıyametin birisi oldu
Ne kadar asi, mücrim kullarız
Emri tutmayıp nehyi işleriz
Heva-yı nefse bakar uyarız

Nasıl İslamlık taaccüp oldu
Allahım bize hidayet eyle
Büyüğe layık… Merhamet eyle
Ecel geldikte göçtür imanla

Gerçi dünyamız hüsranla oldu
Suda ağaçlar dizili gitti
Dereliklere kumlar yığıldı
Tarla mahsulleri tarümar oldu

Taşlar altında fidanlar kaldı
Aktı dereye köydeki seller
Mahvoldu bütün aktığı yerler
Dereler doldu anbar, zahreler

Mısırlar bitti kehansız kaldı
Kadahor, Hadi camiden başka
Kalmadı dükkan değildir şaka
Siliyor millet bu selden yaka

Nice bakkallar sergisiz kaldı
Taş ile çaylık oldu dereler
Yirmibeş metre doldu söylerler
Gitti dereye kıymetli şeyler

Milletin avı kumaşlar oldu
Manifaturalar serildi suya
Nice emekler gitti havaya
İşte çekilmez beladır bu ya

Nice esnaflar deftersiz kaldı
Of kazasının şaştı milleti
Bazı kimsenin gitti ülfeti
Meydanda kaldı hane külfeti

Hem birden bire ayrılık oldu
Kimi gurbetten aldı havadis
Düşünür Of’u kalbinde bir his
Memleketine olmuştur haris

Hasret görmeye, karye ne oldu?
Of felaketi tezden yayıldı
İşiten Oflu sanki bayıldı
Uzak şehirden bir günde geldi

Bakar köyüne, uyuştu kaldı
Kimi ırmakta buldu köylüler
Deniz kıyında nice ölüler
Kemikler etsiz,hep soyuldular

Kimi sade baş ayak kaldı
Haberler gelir olsun uzakta
Kimi görünmez kaldı toprakta
Gömüldü herhal derin batakta

İsmi hem cismi birden yok oldu
Allah ömür ver kalanlarına
Evladı ölmüş olanlarına
Sen bereket ver ömürlerine

Ağlıyor millet, uykusuz kaldı
Nice güzeller, gitti yavrular
Gece gündüz ağlar anne babalar
Issız kalmıştır,gülşen binalar

Karakuşların yuvası oldu
Of kazasına düştü gariplik
Millet nişansız, hem de tatsızlık
Of’ta kalmadı daha rahatlık

Kimi muhacir, biçare kaldı
Uçmuyor kuşlar dalda ağaçta
Yuvasız kaldı dağda yamaçta
Ötmez bülbüller bu harap halde

Kuşlar bu hali işte ağladı
Yollar yıkıldı olmuyor geziş
Hiç daha Of’ta olmaz yaşayış
Düşünür millet bu nasıl bir iş

Üç gün içinde Of harap oldu
Herşeyim feda şanlı vatana
Başımı koydum vatan uğruna
Allahım keder sen verme ona

Gerçi varlığım bütün mahvoldu
Fazla uzanır yeter bu kadar
Yoksa fikrimde çok dahalar var
Kısa anlatış daha çok sarar

Okuyanları ricası oldu
Kemal’in nazmı yadigar olsun
Okuyanlara hatıra olsun
Hatası varsa tashih olunsun

İşte burada tamam edildi

20 Ağustos 1929

Mahmut Kemal Poyraz (1912-1988)


Kaynak: Kendi el yazısından oluşan 17 sayfalık not

Latinize eden: Fatih Poyraz (Torunu) (01.12.2008)

Tashih: Mahmut Poyraz (Oğlu) (03.12.2008)

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
18 Aralık 2022 19:54
25 Eylül 2022 21:30
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.