ULUSLAR ARASI HUKUK AÇISINDAN GAZZE’DE YAŞANAN SOYKIRIM
ULUSLAR ARASI HUKUK AÇISINDAN GAZZE’DE YAŞANAN SOYKIRIM
İsrail güçlerinin 7 Ekim 2023 tarihinde Gazze Şeridi’ne başlattığı askeri saldırılar ile birçok sivilin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. İsrail’in askeri operasyonları, sivilleri hedef alarak, sağlık, eğitim, altyapı hizmetlerini yok etmesi ve aynı zamanda insani yardımların ulaşmasını da engelleyerek kamuoyunda savaş suçları, insan hakları ihlalleri gibi birçok hukuki meselelerinde tartışmalarını yeniden gündeme getirmiştir. Bu saldırılar Uluslar arası Ceza Mahkemesi, Cenevre Sözleşmesi ve Roma Statüsü bakımından incelendiğinde açık bir savaş suçudur. İsrail’in saldırılarını savaş hukukuna göre incelediğimizde;
- Savaş sivillere yönelik olmamalı ki İsrail saldırılarını sivillere yönelik gerçekleştirmektedir. Hatta BM ve STK raporlarına baktığımızda hayatını kaybeden sivillerin büyük bir çoğunluğunu çocuklar ve kadınlar oluşturmaktadır.
- Orantılılık ilkesi gereği askeri güç kullanımı orantılı olmalıdır. Askeri hareketlerde bölgeye orantısızca zarar vermek yasaktır. Ama İsrail’in saldırılarına baktığımızda kentin büyük çoğunluğuna orantısızca zarar vermesi ve harabeye döndürmesi ile birçok Filistinlinin evini terk etmesine neden olmuştur.
- Savaş esirleri ve sivil mahkûmlar işkence ve kötü muameleye maruz bırakılmadan insan haklarına saygı göstererek tutulmalıdır. Anadolu Ajansı haber kaynağı İsrail hapishanelerindeki Filistinli esirlerin durumunu ; ‘‘ Uluslararası gözlem ve insan hakları örgütleri, İsrail hapishanelerinde tutuklu bulunan Filistinlilerin ağır şartlar altında tutulduğunu ve sistematik olarak fiziki ve psikolojik işkenceye maruz kaldığını bildiriyor. Filistinli esirler. Uzun süreli hücre hapsi, fiziki ve psikolojik işkence, yetersiz beslenme, ailelerinden izole edilme, haber ve iletişim kısıtlamaları gibi yöntemlerle baskı altında tutuluyor.’’ ifadesiyle belirtmiştir. Bu da demek oluyor ki İsrail ilk iki maddede olduğu gibi 3.maddede de savaş hukukuna aykırı davranmıştır.
- Savaşın sona ermesi ve barış görüşmeleri adına anlaşmalar yapılarak barışın sağlanmalıdır. Ancak İsrail Ordu Sözcülüğünden yapılan açıklamaya göre İsrail, ateşkese rağmen Gazze genelinde bir dizi saldırıya başladı. Yani İsrail ordusu ateşkesi ihlal ederek saldırılarına devam etmiştir.
- Hem savaş hukukuna hem de 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri ve ek protokollerine göre sivillerin korunması amacıyla; şehir merkezleri, köyler, yerleşim alanları, mülteci kampları, hastaneler ve sağlık kuruluşları, eğitim kurumları, ibadethaneler ve kültürel miras doğrudan hedef alınamaz ve saldırı dışında tutulmak zorundadır. Ama İsrail ordusu bu konuda da hukuka aykırı davranarak savaş suçu işlemiştir.
İsrail, Filistin tarafından gerçekleştirilen askeri eylemlerin saldırı olduğu gerekçesiyle meşru müdafaa hakkının doğduğunu ve bu hakkını kullandığın belirtmektedir. Ama meşru müdafaa hakkını kullanırken belli hukuki sınırlamalar olduğunu göz ardı edemeyiz. Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 51.maddesinde meşru müdafaa hakkı düzenlenmiştir.
Madde 51
‘‘İşbu Antlaşması’nın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler Üyelerinden birine karşı silahlı bir saldırı olması halinde, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için gerekli tedbirleri alana kadar, bu üyenin bireysel veya toplu meşru müdafaa hakkını zedelemez. Üyelerin bu meşru müdafaa hakkını kullanırken aldıkları tedbirler derhal Güvenlik Konseyi’ne bildirilir ve Güvenlik Konseyi’nin işbu Antlaşma uyarınca uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması veya yeniden sağlanması için gerekli gördüğü her an harekete geçme yetkisini ve sorumluluğunu hiçbir şekilde etkilemez.’’
Maddeyi okuduğumuzda meşru müdafaa hakkına her devletin doğal olarak sahip olduğu sonucunu çıkarıyoruz ve en önemlisi ise burada da karşımıza orantılılık hususu çıkmaktadır. Yani İsrail’in de orantılılık hususu çerçevesinde gelen saldırıya karşılık olarak saldırıyı durduracak şekilde müdahale etmesi gerekmekteydi. Ama İsrail’in orantılılık hususunu ihlal ettiği açıkça görülmektedir. Ayrıca burada bir noktaya daha değinmek istiyorum. Meşru müdafaa hakkı her ‘‘devletin’’ doğal olarak sahip olduğu haktır demiştik. Devlet kelimesini tırnak içine aldım çünkü İsrail, Filistin’i devlet olarak tanımamasına rağmen Filistin’den gelen saldırı gerekçesiyle meşru müdafaa hakkını kullandığından bahsediyor. BM Antlaşması’nın 51.maddesine göre bu durum için İsrail meşru müdafaa hakkını kullanması kabul edilemez bir durum olarak karşımıza çıkıyor. İsrail’in, Filistin’e gerçekleştirdiği saldırının meşru müdafaa kapsamında değerlendirilmesi uluslar arası hukukta kabul edilemez.
BU BİR SAVAŞ DEĞİL SOYKIRIM!
Gazze’de yaşananlar bir savaş değil soykırımdır. Çünkü savaş; devletler arasında veya devlet dışı silahlı gruplar arasında yaşanan silahlı çatışma olmakla birlikte amacı yok etmek değildir. Soykırım ise bir millet, etnik grup, dini grup veya ulusal grubu bilerek ve isteyerek, tamamen veya kısmen yok etme amacıyla yapılan sistematik eylemlerdir. Soykırımda hedef doğrudan sivillerdir. Bu noktada da anlıyoruz ki İsrail, Gazze’de soykırım gerçekleştiriyor.
Soykırım sürecinde dışarıdan gelen insani yardımlar da engellenir ve bu soykırımın sürekliliğidir ki İsrail yardımları engellediği için burada da İsrail’in soykırım gerçekleştirdiğini bir kez daha görüyoruz. En büyük örnek olarak ise Küresel Sumud Filosu’ndan bahsedebiliriz. Küresel Sumud Filosu, Gazze’ye gıda, su ve ilaç gibi insani yardım malzemesi taşıyordu ki 1 Ekim’de uluslar arası sularda İsrail’in saldırısına uğramıştır. Bu saldırı, hem uluslar arası hukuk açısından en ağır ihlallerden biri hem de bir terör eylemi niteliğindedir.
ULUSLAR ARASI İNSANCIL HUKUK AÇISINDAN SOYKIRIMIN İNCELENMESİ
İsrail, Gazze’ye havadan ve karadan saldırılarını uluslar arası kamuoyunun tepkisine rağmen durdurmamıştır. Soykırım devam etmesine rağmen henüz bir yargılama veya ciddi bir uluslar arası bir müdahale de başlatılamamıştır. Burada uluslar arası hukukun etkinliğini yeniden gündeme getirebiliriz.
İnsancıl hukuk açısından inceleme yaptığımızda bir gerçekleştirilecek saldırının bir askeri hedefe yönelik olması ile silah, taktik gibi savaş araç ve yöntemleri konusunda siviller açısından öngörülebilir zararlar için tedbir alınmasını zorunlu olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca bu kurallar dahilinde bir de konutlar, okullar ve hastaneler gibi sivil yapılara gelebilecek zararın da en aza indirebilmesi açısından tedbirler alması gerektiğini de belirtmiştir. Ama İsrail’in bu hukuk kurallarını ihlal ettiği üstüne saldırıların hem askeri hedefe yönelik olmayıp tam olarak sivillere yönelik olduğunu hem de soykırım amacı ile yapıldığını da gerçekleştirdiği fiillerden görüyoruz.
İSRAİL HÜKÜMETİ ULUSLAR ARASI CEZA MAHKEMESİNDE YARGILANMALI
. Uluslar arası Ceza Mahkemesi insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve soykırım suçlarını işleyen failleri yargılamakla görevli uluslar arası yargı yetkisine sahip ilk daimi uluslar arası ceza mahkemesidir. Uluslar arası Ceza Mahkemesi’nde yargılama yapılabilmesi için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin veya statüye taraf devletin başvurması veyahutta savcılığın kendiliğinden soruşturma açması gerekmektedir.
Uluslar arası ceza mahkemesinde tüzel kişiler asla yargılanamaz. Yalnızca gerçek kişilerin yargılanabileceği bir mahkemedir. Burada da karşımıza bireysel ceza sorumluluğu karşımıza çıkmaktadır. Yani İsrailli yetkililer, uluslararası hukuka göre Uluslar arası Ceza Mahkemesi’nde işlediği suçlardan dolayı yargılanmalıdır. Başta Netanyahu, asker veya sivil olarak görev alan yetkililer insanlığa karşı suç, savaş suçu ve soykırım suçlarından yargılanmalıdır.
ULUSLAR ARASI CEZA MAHKEMESİ’NİN İSRAİL ÜZERİNDEKİ YARGILAMA YETKİSİ
Uluslar arası Ceza Mahkemesi, Roma Statüsü ile kurulmuştur. Filistin, Roma Statüsü’ne 2015 yılında onaylamış ve taraf olmuşken İsrail Roma Statüsü’ne taraf değildir ama bu İsrail’in yargılanması için bir engel değildir. Çünkü Uluslar arası Ceza Mahkemesi savcısı, Filistin’de yaşanan olaylara 20 Aralık 2019 tarihinde bir ön soruşturma yaparak bu yaşananların Roma Statüsüne göre savaş suçu olduğuna dair yeterli şüphenin olduğuna kanaat getirmiş ve böylelikle Uluslar arası Ceza Mahkemesi, 5 Şubat 2021’de bir karar almıştır. Bu karara göre ‘‘UCM, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde meydana gelebilecek savaş suçlarına dair muhtemel davaların kabul edilebilir olacağını tespit etmiştir.’’ Ayrıca Uluslar arası Ceza Mahkemesi, Filistin devleti üzerindeki bu yargı yetkisinin 2014 yılından sonra işlenen eylemler ile sınırlı olduğunu da belirtmiştir. Böylelikle İsrail Hükümeti yapmış olduğu eylemlerden dolayı yargılanabilir ve cezalandırılabilir.
KAYNAKÇA:
1)İsrail’in Gazze Saldırısı ve Uluslararası Hukuk, Kriter Kasım 2023 / Yıl 8, Sayı 84, Yücel ACER
https://kriterdergi.com/dosya-filistin/israilin-gazze-saldirisi-ve-uluslararasi-hukuk
3) https://ca.cair.com/updates/know-the-difference-war-vs-genocide-2/
5)ULUSLARARASI İNSANCIL HUKUK VE İSRAİL’İN GAZZE HAREKATI Turgut TURHAN
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/5290
8)https://turkinform.com.tr/savas-kurallari-geregi-vurulmasi-yasak-olan-yerler-nelerdir
9)Uluslararası Hukuk Çerçevesinde İsrail-Filistin Çatışması: Devlet Dışı Aktörler ve Meşru Müdafaa Araştırma Makalesi /Research Article Yasin Çağlar KAYA Abdullah KAYAR
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3866017
10)https://www.setav.org/israilin-savas-suclari-ve-uluslararasi-ceza-mahkemesine-turkiyeden-basvurular
11) SAVAŞ SUÇLARINDAN SOYKIRIMA: İSRAİL’İN GAZZE’DEKİ FİİLLERİNİN HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ A Legal Examination of Israel’s Actions in Gaza: From War Crimes to Genocide Muhammet Celal KUL*
12) https://www.un.org/en/about-us/un-charter/full-text
ELİF ATALAY



